İtalya
İtalya: Bir Kez Yetmez.
İtalya anlatılmaz, yaşanır… Klişe evet; ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın bu ülke için hâlâ eksik kalıyor. Biz bu tatili planlarken bir önceki yılın tecrübeleriyle erkenden işe koyulduk. Şehir şehir, bölge bölge, ince eleyip sık dokuduk. İlk plan Roma'yı sona bırakmaktı; ta ki Floransa'da yaşayan bir arkadaşın "Roma'yı başa alın" tavsiyesiyle her şeyi baştan yazana kadar. Temmuz sıcağı, ergenlerle seyahat derken bir baktık ki gün gelmiş… Valizler hazır, rotamız belli: ver elini İtalya.
Ve çocukluğumuzdan beri sayısız filmin doğal platosu olan Roma karşımızdaydı. Müzeleri, sokakları, zamana meydan okuyan yapıları ve elbette eşsiz gastronomisiyle büyüleyiciydi. Hatta hepimiz içimizden "Acaba burada yaşasak günlük hayatımız nasıl olurdu?" diye geçirdik. Üç gün su gibi aktı ve ardından kiralık arabamızla Toskana vadisine doğru yola çıktık. Montepulciano'da geçirdiğimiz bir geceden sonra Siena'ya uğradık; Campo Meydanı'yla ortaçağdan fırlamış gibiydi. Kısa bir ziyaret yaptık ama net söyleyebilirim: Siena bir geceyi fazlasıyla hak ediyor.
Floransa ise… Benim için kalbe en yakın durak. Rönesans'ın başkenti bu şehir, her köşesinde sanat fısıldıyor. Üstatların yürüdüğü sokaklarda dolaşmak, müzelerinde kaybolmak tarifsiz bir deneyim. Ne kadar gezseniz de "Sanki bir şey kaçırdım" hissi hep sizinle. Ve evet, Bistecca alla Fiorentina yemeden dönmek olmaz.
Bologna'ya uğradık; kuleleriyle, mutfağıyla kısa sürede iz bırakan bir şehir. Milano'ya vardığımızda ise talihsiz bir gecikme yaşadık ve aylar öncesinden aldığım Son Akşam Yemeği bileti içimde ukde kaldı. Zaman kısıtlıydı ama bu, Milano'ya yeniden gelmek için güzel bir bahane oldu. Sonrasında Serravalle Outlet, ardından deniz kenarındaki Rapallo… Denize girecek kadar vaktimiz bile oldu.
Ertesi gün deniz yoluyla Portofino'ya geçtik. Karadan da gidilebiliyor ama denizden yaklaşmak çok daha ferah ve büyüleyici. Plaj keyfi, mütevazı ama lezzetli bir öğle yemeği, kaleye tırmanış… Derken La Spezia. Çocuklar dinlenmeyi seçti, biz iki keşif meraklısı sokaklara attık kendimizi. La Spezia sonrası uğradığımız surlarla çevrili ortaçağ şehri Lucca ve ardından Pisa ne kadar muhteşemdi. Bazı anlar vardır ya hani kalbiniz bir hop eder. Ben Trevi çeşmesi ve Pisa Kulesi önünde bu hissi yaşadım. Sonraki durak Livorno'da deniz, gün batımı ve bol deniz ürünlü bir akşam yemeği vardı—her ne kadar midyeler Mert'i ikna edemese de… Finali ise küçük ama şirin bir liman kenti olan Civitavecchia'da yaptık; son akşam yemeğiyle damaklarımızda unutulmaz bir tat bırakarak.
Elbette yankesiciler konusunda temkinliydik; eşyalarımıza dikkat ettik, yemek saatlerini iyi planladık, hafta sonları için rezervasyonun şart olduğunu bir kez daha gördük. Ama tüm bunların ötesinde şunu söyleyebilirim: Biz İtalya'yı çok sevdik. Bir kere gitmek kesinlikle yetmiyor.
Önerim şu: İtalya'yı "check-list" gibi gezmeyin. Az şehir, çok zaman. Bir meydanda oturup kahvenizi yudumlayın, kaybolmaktan korkmayın, bir akşam yemeğini uzatın. Çünkü İtalya'nın asıl güzelliği, tam da planların arasına sızan o küçük, beklenmedik anlarda saklı.
Tangül EROL