Budabeşte - Macaristan

Budabeşte - Macaristan

Tuna'nın İki Yakası Arasında Masalsı Bir Durak: Budapeşte

Zagreb'den FlixBus ile ulaştığımız Budapeşte'de macera, daha şehre adım atar atmaz başladı. Elbette ilk heyecanımız, inmemiz gereken durak yerine bir durak önce inmemizle oldu. Kısa bir şaşkınlık, ardından metro… Bilet alma ve validasyon konusundaki küçük uyum sürecinden sonra nihayet otelimize ulaştık.

Merkezi konumda bir otel seçmiş olmamız, Budapeşte'yi keşfetmeyi fazlasıyla kolaylaştırdı. Şehir adeta yürümek, bakmak ve hayran olmak için tasarlanmıştı.

Suların Şehriyle Tanışma

İlk günün yıldızı hiç şüphesiz Széchenyi Kaplıcaları oldu. Daha ilk deneyimde "Bunu en kısa zamanda tekrar yaşamalıyız" dedirtecek kadar etkileyici… Sıcak sular, tarihi atmosfer ve o dinginlik hissi gerçekten tarif edilemez. Kaplıcadan çıkınca, hemen yanındaki devasa parkta yaptığımız keyifli yürüyüş, bedenimiz kadar ruhumuzu da dinlendirdi.

Yol bizi Kahramanlar Meydanı'na çıkardı. Karşılıklı duran iki muhteşem müze, meydanın ihtişamını tamamlıyor. Oradan başlayan ve kesintisiz şekilde uzayıp giden ana cadde, bir başı Kahramanlar Meydanı'nda, diğer ucu şehrin kalbinde biten etkileyici bir şehir aksı gibi… Opera Binası ve çevresindeki mimariyi incelerken, sürekli başınızı yukarı kaldırmak zorunda kalmanızın bedeli ise gün sonunda hissedilen tatlı bir boyun ağrısı oluyor.

Hüzün ve Hayranlık Yan Yana

Parlamento Binası, Budapeşte'nin simgesi olmayı sonuna kadar hak ediyor. Ancak onun hemen ardından karşılaştığımız, Tuna kıyısındaki II. Dünya Savaşı Ayakkabılar Anıtı, içimizi derin bir hüzünle doldurdu. Basit ama çarpıcı anlatımıyla insanı durup düşünmeye zorlayan bir anıt…

Günü, şehrin tüm ışıklarını ve ihtişamını farklı bir açıdan görmek için Tuna Nehri'nde yapılan tekne turuyla bitirdik. Gecenin içinde parlayan Budapeşte, gerçekten nefes kesiciydi.

Ertesi Gün: Hikâyelerle Dolu Sokaklar

İkinci günün ilk durağı Aziz Stefan Bazilikası oldu. Ardından Peşte yakasından Buda'ya geçerek Balıkçı Tabyasının masalsı manzarasını izledik. Yıllardır hikâyesini defalarca okuduğum Gül Baba Türbesini görmek ise benim için ayrı bir anlam taşıyordu. Yanındaki butik müze, klasik müze anlayışının dışında, çok daha samimi ve etkileyici bir deneyim sundu.

Buda ile Peşte'yi birbirine bağlayan Zincirli Köprüden geçerken anlatılan efsaneyi doğrulamak istercesine, aslan heykellerinin diline gerçekten baktık. (Evet, bakmadan geçmek olmazdı ☺️)

Dönmek Üzere Ayrıldığımız Şehir…

Budapeşte tam anlamıyla masalsı bir şehir. Tarihi, mimarisi, hikâyeleri ve enerjisiyle sizi içine çekiyor. Ve evet… Bu şehirde tekrar gelip yapmak istediğimiz hâlâ çok şey var.

Tangül EROL