Viyana - Avusturya

Viyana - Avusturya

Dört Günde Viyana: Küçük Bir Kaçamak, Büyük Bir Hikâye

Viyana…

Dört güne sığdırdığımız, çocukların okulları devam ettiği için baş başa gitmeyi tercih ettiğimiz, felekten belki de birkaç gün çaldığımız küçük ama unutulmaz bir kaçamak.

Yolculuk Böyle Başladı

Uçuşumuzun rötarla başlaması, ardından yaşadığımız e-sim talihsizliği ve yanlış trene binerek kendimizi bambaşka bir yerde bulmamız… Daha ilk saatlerden Viyana bize "gezginliğin kontrolü bırakmakla ilgili olduğunu" hatırlattı. Oysa ne kadar da çok hazırlanmıştık; şu an Viyana'da yaşayan Mustafa Ertuğral'ın tanıtım videolarını defalarca izlemiştik. Neyse ki trende yardım aldığımız bir başka Viyanalı sayesinde otelimize sağ salim ulaştık.

Son anda aldığımız bir tavsiyeyle otel rezervasyonumuzu değiştirmiştik. Bu sayede şehrin en büyük alışveriş caddesi Mariahilfer Straße'ye oldukça yakındık. Odaya yerleşir yerleşmez kendimizi sokağa attık; ilk keşifler, ilk izlenimler… Günün yorgunluğu ve ertesi gün bizi bekleyen yoğun program için erken saatlerde dinlenmeye çekildik.

Saraylar, Tarih ve Sisi

Müze biletlerimizi her zamanki gibi seyahatten haftalar önce almıştık. İlk gün Naschmarkt gezisiyle başladı; oradan aldığımız küçük hatıralarla devam etti. Ardından Parlamento binasını ve Sisi Müzesi'ni ziyaret ettik.

Avusturya tarihinde Franz Joseph ve eşi Elizabeth (nam-ı diğer Sisi) çok özel bir yere sahip. Saray hayatı her zaman merak uyandırsa da, içeride yaşanan entrikalar ve ağır protokol, bu ihtişamın göründüğü kadar kolay olmadığını hissettiriyor.

Schönbrunn'da Zamanda Yolculuk

İkinci günün sabahı ilk durağımız Schönbrunn Sarayı idi. Telaşla başlayan ziyaret, kısa sürede keyifli bir deneyime dönüştü. Teknolojiyle harika şekilde harmanlanmış, ziyaret rotası çok iyi planlanmış ve insanı adeta zamanda yolculuğa çıkaran bir müze…

Bahçede yaptığımız yürüyüşten sonra ulaştığımız Gloriette'te küçük bir mola verdik. Kralların vakit geçirdiği bir mekânda atıştırmalık bir şeyler yemek, gezinin en keyifli anlarından biriydi. Ardından gezdiğimiz İmparatorluk Arabaları Müzesi, nadide eserleri ve sergileme biçimiyle bizi fazlasıyla etkiledi.

Prater, Krampus ve Dönme Dolap

Akşam saatlerinde rotamızı Prater'e çevirdik. Amacımız Krampus geçişini yakalamaktı. Prater'de yediğimiz schnitzel ise bu lezzeti bir gün çocuklarla da paylaşma isteğini içimizde yeniden uyandırdı.

Krampus geçişi sürerken, Franz Joseph'in tahta çıkışının 50. yılı anısına yapılan ünlü dönme dolaba bindik. Biraz çocukluğa dönüş, biraz nostalji… Gerçekten harika bir histi.

Sanat, Hazineler ve Attila

Üçüncü gün Belvedere Sarayı ile başladı. Arada uğradığımız Cafe Gerstner ise başlı başına bir deneyimdi; tavan freskleriyle adeta bir müzede kahve içtik. Sonrasında İmparatorluk Hazineleri Müzesi'ni gezdik. Gitmeden önce araştırdığım için özellikle "Tanrının Kırbacı" olarak bilinen Attila için yapılmış rölyefi görmek istiyordum. Müze, adının hakkını fazlasıyla veriyor.

Günü, makul fiyatlı bir restoranda yemek, ardından kahve ve dinlenmeyle tamamladık.

Dördüncü Gün: Müze Maratonu ve Lezzetli Bir Final

Son gün hedeflerimiz iddialıydı:

Viyana Sanat Tarihi Müzesi, Efes Müzesi ve Welt Müzesi'nde Müzik Aletleri ile Savaş Aletleri koleksiyonlarını aynı güne sığdırmak… Bunu başarmış olmak bizim için büyük bir mutluluktu.

Günün sonunda tüm yorgunluğumuzu Via Toledo Enopizzeria'da yediğimiz mükemmel pizzalar ve gördüğümüz içten misafirperverlik aldı.

Hoşça Kal Viyana

Bu bir veda değildi aslında; daha çok "yakında görüşürüz" demekti.

Yüksek kültürüyle insanı kendine çeken Viyana; kusursuz ulaşım ağı, dakik işleyişi, lezzetli yemekleri ve sanat kokan kafeleriyle bize çok zarif bir gezgin dili fısıldadı.

Ve biz, bu dili bir gün yeniden dinlemek üzere Viyana'dan ayrıldık.